multiple sarcasm

Durum: 10 - 0 - 0 - 0 - 22.12.2017 02:23

Puan: 96 -

10 ay önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.

cyka blyat

gamer atasözüdür. ruslar sıcak denizlere inmeye çalıştığında kullanılır.

sigmund freud

kendisinin analizlerinin fırın fırın ekmeğini yiyen "yiyeni" edward bernays, halkla ilişkilerin babası, kulu ve elçisidir.

how i met your mother

piç

*tdk'ya göre; 1) annesi ve babası arasında evlilik olmadan dünyaya gelmiş çocuk 2) babası pellü olmayan çocuk

*george r.r. martin'e göre; jon snow

*bana göre; ramsay bolton

bir de sezercik the part of lion'ın bir filmi vardı. bunun babası hayatta ama her zamanki gibi ortalıklarda değil. mahallenin analı babalı büyümüşleri bu sabiyi "kahpe dayağı" çemberine alıp bi demiz dövüyorlar habire. niye? babası yok. bilinçaltına bıraktığı fisiriğe bakar mısın filmin! ezkaza baban ölse zopa yememek için reşit olana kadar evden çıkamazsın lan korkudan, işe bak... neyse. bu sezercik yavyum benim de artık "eöeeğh! s.kerler böyle zopayı babuş!" deyip evde babasına ait bir emare arıyor deli danalar gibi. bir fotoğrafını buluyor çerçeveli, koşuyor olay mahaline. ebeveyn takımı bozulmamış veledler hemen vaziyet alıyor tabi hayvan eti yemişler, sezer'e dayakta öğün atlatmayacaklar, az ve sık dövecekler... sezer tam o sırada çotaneyk diye çıkarıyor fotoğrafı tişörtünün içinden ve halkanın bütün zincirlerine tek tek gösterirken gözleri dolu dolu şunları diyor:

+ vaaa mıymıışş benim baboaağğm?
-(chorus) vaarmııışş...
+piş diiyimm ben...

ne zaman "piç" lafı duysam, aklıma hep bu sahne gelir o yüzden. amma uzatmışım, affola.

fakir içkisi

müsait bir fazladan oda veya temizce bir bodrum seçeneği var ise kesinlikle cider'dır. mevsiminde toplanan elmalar (burada bağlama girecek) özenle poşetlere gonacak (burada elma bahçalarında gülen nine suratıyla, nakışlı mendiliyle ensesini silen dedeyi profilden çekme koyuyoruz). robottan geçirilecek, uygun plastik şişelere tepilecek, ağzı sıkıca kapatılacak. şişeden ince bir hortum çıkarılacak, hortumun ucu kıbleye bakac... pardon, bu o değildi. hortumun ucu başka su dolu bir kaba bırakılacak, şişenin içinde kalan kısmısı silikonla hava almayacak şekilde iyice kapatılacak. sonra birkaç hafta dalga köpürtmesi, fermentesi beklenecek, "cider kaç güün olduu / cider kaç gece dolduu..." diye komiklikler, şakalanmalar yapılacak, sonra ringo ringo şişeler bir açılacak, dadından içilmeyecek... cider'la ciddi düşünürseniz, kendisiyle alakalı ortalama bir araştırma - inceleme, gensoru sürecinden sonra biradan leziz, şaraptan nefis, sudan ucuz bir içki yavrulamanız pek tabii. şimdiden afiyet olsun, yarasın.

black mirror

bilhassa s1 e2'nin içeriğinin "acunvari" oluşu konusunda gözlediğim kadarıyla herkesin aynı anda benzer şeyi düşündüğü güzel, ingiliz prodüksiyonu dizidir. insanda the message filmi etkisi yaratıyor. nasıl ki her ramazan ayında, özellikle kadir gecesi'nde bu film oynatılır, film biter bitmez "sabah ezanından tezi yok namaza başlıyorum" kararı verilirdi; bu diziyi de bütün sezonlar artı christmas özel bölümüyle izleyince insanda "hemen şimdi bütün sosyal medya hesaplarımı kapatıyorum, öncesinde bütün fotolarımı siliyorum, bundan sonra yalnızca gerçek ilişkiler kurup sadece mahalle esnafından alışveriş yapıyorum" hissi yaratıyor, insanın bu gazla tası tarağı dahi toplamadan bulduğu cittaslow'a yerleşesini getiriyor (akyaka, seferihisar, eğirdir tercih sebebidir). velhasıl düşündürür, kendi black mirror'larımızdan izlediğimiz her bölüm "izlemeyin" çağrısı yapar, arada kafanız karışır. yine de güzeldir, ben tavsiye ediyorum izlemeyenlere.

sabah uyanıldığında ağızda oluşan bok tadı

üçer harfliler ağzınıza sışmış da olabilir.

(bkz:bok da çıkabilir güvenmiyorum)

ankara

sovuğu parmak uçlarınıza minik jilet kesikleri atandır, alt çeneyi vibrasyona alandır. yine de çok özlenen, çok aranandır.

olsa da donsak.

pilli bebek

ilkbaharın introsu mart. sanıyorum yirmilerinden bir günü bitirmek üzereydik. yerde serili ucuzca, ince dokunmuş halının üzerine, bağırsaklarıma bir yamuk yapmayacağına dair mecbur bir inançla uzanmışım. karnımın üzerinde esmer, kocaman bir oğlan kafası var. saçları yok, saçlarına bedel kaşları, sırma gibi kirpikleri var. onları seviyorum. -özlemin hep sensizliğimden...-

ilkbaharın eşiği mart. ne güzel ankara'da, en güzel ankara'da... kocaman oğlanın kocaman kafası gıdıklıyor karnımı. şarkı boyunca susuyoruz. anlaşıyoruz. ne oda açılacak, ne gitmek gerekecek. ne üşümek gelecek, ne acıkmak. olduğumuz yerde sonsuzlanacağız, ta ki pilli bebeğin pili bitene dek. -buradan bakınca şu sonsuz dünyaya...-

intro bitti, eşik atlandı. eşikten atlamak uğursuzluk getirirmiş. getirdi. oda açıldı, gitmek gerekti. üşüdük, acıktık. sıcağımızı tükettik, dostluğu yedik. -olsun demek de zor artık...-

geriye yalnız pili bitmeyen bir bebek kaldı. tren yolları boyunca düşündüren...

hacettepe sözlük için öneriler

en azından sözlük yeterli konu ve başlık canlılığına ve zenginliğine kavuşana dek başlık açabilme özelliğini çaylaklar da kullanabilmeli. bu sayede garibim, garibem çaylak kardeşlerim de sol frame'de bulduğuna değil de, umduğuna ve yetkin olduğuna çiziktirebilir dye düşünüyorum. fakat sözlük bu önerime karşılık kontrayı çaylağı vıjjt diye ("vıjjt" fizik biliminde çok hıphızlının ölçüsel karşılığı) yazar ederek yapıyor. buna bir eyyorlama getiremem. siz yine de bir düşünün hace'cavcavlar.
Henüz hiç başlık açmamış.
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 10

piç

*tdk'ya göre; 1) annesi ve babası arasında evlilik olmadan dünyaya gelmiş çocuk 2) babası pellü olmayan çocuk

*george r.r. martin'e göre; jon snow

*bana göre; ramsay bolton

bir de sezercik the part of lion'ın bir filmi vardı. bunun babası hayatta ama her zamanki gibi ortalıklarda değil. mahallenin analı babalı büyümüşleri bu sabiyi "kahpe dayağı" çemberine alıp bi demiz dövüyorlar habire. niye? babası yok. bilinçaltına bıraktığı fisiriğe bakar mısın filmin! ezkaza baban ölse zopa yememek için reşit olana kadar evden çıkamazsın lan korkudan, işe bak... neyse. bu sezercik yavyum benim de artık "eöeeğh! s.kerler böyle zopayı babuş!" deyip evde babasına ait bir emare arıyor deli danalar gibi. bir fotoğrafını buluyor çerçeveli, koşuyor olay mahaline. ebeveyn takımı bozulmamış veledler hemen vaziyet alıyor tabi hayvan eti yemişler, sezer'e dayakta öğün atlatmayacaklar, az ve sık dövecekler... sezer tam o sırada çotaneyk diye çıkarıyor fotoğrafı tişörtünün içinden ve halkanın bütün zincirlerine tek tek gösterirken gözleri dolu dolu şunları diyor:

+ vaaa mıymıışş benim baboaağğm?
-(chorus) vaarmııışş...
+piş diiyimm ben...

ne zaman "piç" lafı duysam, aklıma hep bu sahne gelir o yüzden. amma uzatmışım, affola.

ankara

sovuğu parmak uçlarınıza minik jilet kesikleri atandır, alt çeneyi vibrasyona alandır. yine de çok özlenen, çok aranandır.

olsa da donsak.

hacettepe sözlük için öneriler

en azından sözlük yeterli konu ve başlık canlılığına ve zenginliğine kavuşana dek başlık açabilme özelliğini çaylaklar da kullanabilmeli. bu sayede garibim, garibem çaylak kardeşlerim de sol frame'de bulduğuna değil de, umduğuna ve yetkin olduğuna çiziktirebilir dye düşünüyorum. fakat sözlük bu önerime karşılık kontrayı çaylağı vıjjt diye ("vıjjt" fizik biliminde çok hıphızlının ölçüsel karşılığı) yazar ederek yapıyor. buna bir eyyorlama getiremem. siz yine de bir düşünün hace'cavcavlar.

pilli bebek

ilkbaharın introsu mart. sanıyorum yirmilerinden bir günü bitirmek üzereydik. yerde serili ucuzca, ince dokunmuş halının üzerine, bağırsaklarıma bir yamuk yapmayacağına dair mecbur bir inançla uzanmışım. karnımın üzerinde esmer, kocaman bir oğlan kafası var. saçları yok, saçlarına bedel kaşları, sırma gibi kirpikleri var. onları seviyorum. -özlemin hep sensizliğimden...-

ilkbaharın eşiği mart. ne güzel ankara'da, en güzel ankara'da... kocaman oğlanın kocaman kafası gıdıklıyor karnımı. şarkı boyunca susuyoruz. anlaşıyoruz. ne oda açılacak, ne gitmek gerekecek. ne üşümek gelecek, ne acıkmak. olduğumuz yerde sonsuzlanacağız, ta ki pilli bebeğin pili bitene dek. -buradan bakınca şu sonsuz dünyaya...-

intro bitti, eşik atlandı. eşikten atlamak uğursuzluk getirirmiş. getirdi. oda açıldı, gitmek gerekti. üşüdük, acıktık. sıcağımızı tükettik, dostluğu yedik. -olsun demek de zor artık...-

geriye yalnız pili bitmeyen bir bebek kaldı. tren yolları boyunca düşündüren...

cyka blyat

gamer atasözüdür. ruslar sıcak denizlere inmeye çalıştığında kullanılır.

fakir içkisi

müsait bir fazladan oda veya temizce bir bodrum seçeneği var ise kesinlikle cider'dır. mevsiminde toplanan elmalar (burada bağlama girecek) özenle poşetlere gonacak (burada elma bahçalarında gülen nine suratıyla, nakışlı mendiliyle ensesini silen dedeyi profilden çekme koyuyoruz). robottan geçirilecek, uygun plastik şişelere tepilecek, ağzı sıkıca kapatılacak. şişeden ince bir hortum çıkarılacak, hortumun ucu kıbleye bakac... pardon, bu o değildi. hortumun ucu başka su dolu bir kaba bırakılacak, şişenin içinde kalan kısmısı silikonla hava almayacak şekilde iyice kapatılacak. sonra birkaç hafta dalga köpürtmesi, fermentesi beklenecek, "cider kaç güün olduu / cider kaç gece dolduu..." diye komiklikler, şakalanmalar yapılacak, sonra ringo ringo şişeler bir açılacak, dadından içilmeyecek... cider'la ciddi düşünürseniz, kendisiyle alakalı ortalama bir araştırma - inceleme, gensoru sürecinden sonra biradan leziz, şaraptan nefis, sudan ucuz bir içki yavrulamanız pek tabii. şimdiden afiyet olsun, yarasın.
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.