elcordobez

Durum: 201 - 141 - 0 - 0 - 18.11.2018 00:38

Puan: 1280 -

4 ay önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 11

soyut bahçe

talât sait halman'ın çevirisiyle, hart crane şiiridir.

ağacı üstünde elma, şehvetidir kadının-
parıltılarla asılı, güneşten maskarası.
ağaç, kesmiş soluğunu kadının;yeltenip
yükselip üstüne dal dal, dilsizce dilli sesi
çıkıverir gözlerine bir karartı perdesi.
kadın tutsak ağaca ve yeşil parmaklarına.

ve kendini ağaç sanar düşüncesinde kadın.
rüzgâr kucaklayıp örer taze damarlarını,
kaldırır onu göklere, uçarı maviliğe,
ellerinin ateşini boğup gün ışığında.
hiç anısı yok kadının, korkusu, umudu yok
ayaklarındaki ottan ve gölgelerden öte.

hastayken kesin ölüyorum sanrısı

eğer zırlayıp naz yapacak kimsen yoksa hiç tadı çıkmayacak hissiyattır. zaten şu hayatta 5 seneye bir hasta ya olurum ya olmam. o zamanlar gelir bu sanrı. ama çevremde nazımı çekecek kadar yakın bulduğum kimsem olmaz. o durumlarda duruma pozitif yanından bakıyorsunuz; ''çok şükür lan ölüyorum işte.''
hastanede gözümü açıp da, ''allahım bu güzel adam ölürse ben yaşayaymım ki'' diye bakan bir çift göz gördüğüm de olmuştur bir zamanlar. ve ne kadar güzel gözlerdi allahım, ben iyileşene kadar hiç susmuyordu o gözler.

şimdilerde ara sıra hemorid'im azıyor. ve her yokladığında ağrılar aklımdan şu geçiyor; ''yaşasın lan bu sefer kesin kolon kanseri oldum, doktor arkadaşım da çok. el altından gösterirler kendime saplayacağım doğru iğneleri, çekip gitmek için daha iyi bahane mi olur bu iğreti dünyadan.

ermeni soykırımı

türk yasalarında ermeni soykırımı olmuştur demek suç mudur bilmediğimden ihtiyatlı yaklaşmam gereken konudur. ihtiyatlı yaklaşma sebebimden görüşümü tahmin tahmin ettiğinizi sanıyorum. 2006 yılında ülkemizin en yiğit, güzel, kirlenmemiş çocuklarından biri olan hrant abi resmen canlı yayında herkesin gözü önünde öldürüldü. bugün anlıyoruz ki ayakabısı delik, gönlü kocaman fakir bir gazeteciyi öldürmek için ne kadar çok terör örgütü ne kadar komplike planlar yapmış.

hrant avrupa seminerlerinde oradaki ülkelerin ermeni soykırımı olmamıştır demenin suç olduğunu proteste etmek için, ermeni soy kırımı yoktur derdi. çünkü bilirdi ki, yasakların olduğu yerde bilim susar. bilimin olmadığı yerde insanlar karnından konuşur. sonra başlar ağız ishali.

hacer ül esved

islam öncesi arap coğrafyasını ''cahiliye dönemi'' olarak nitelemek tarihin en büyük çarpıtmasıdır. o dönemler özelikle mekke kentinde erken bir rönesans yaşanmaktaydı. ticaret yoluyla antik yunan ve antik roma eserleri mekke'ye taşınıyordu. o zamanki arap kavmi de özelikle şiir sanatında çok ama çok ilerlemiş bir kavimdi. bugün dünyanın bütün edebiyat fakültelerinde yaşamış en büyük şair olarak gösterilen imrul kays o dönemin arap şairlerindendir. hz. muhhamed doğmadan elli yıl önce bizans tarafından katledilmiştir. imrul kays dizeleriyle, kamer suresinin ilk girişteki elli ayeti birebir aynıdır. eğer bu böyle değildir diyebilen bir müslüman dostum varsa ben de şahadet getirir müslüman olurum.

hacerül-esved taşı o zamanlardan kabede çok kutsal görülen putlardan birisiydi. mekke'nin fethinden sonra neden müslümanlarca da kutsal sayıldığını ben yazarım da, müslüman dostlarımın kalbi kırılsın istemem gerek yok. araştırmak isteyen dostlarım varsa internette kaynak da çoktur.

doksanlı yıllarda bir saadetin teksoy vakası vardı. o zamanlar saadettin teksoy 1 saatlik programı boyunca, hacerül-esved taşı ve uzaylılar arasında ki bağlantı üzerine vtr'ler yayınlamıştı. çocuk aklımla merakla beklemiştim. 3 dk'ayla saçma sapan bir şeyler söylemişlerdi. çok sinirlenmiştim.

bu da böyle bir anımdır.

yaran tweetler

''doktorum tahlilleri ve psikanaliz sonuçları bugün uzun uzadıya inceleyip içinde bulunduğum durumun adını koydu. tükenmişlik sendromu olabilir mi hocam soruma,aylık gelirin 50 bin altı. neyin var ki neyini tüketiyon,besmelesiz bi yere basmışsındır gavat sözleriyle karşılık verdi''

şeref düzyatanlar

''superonline destek hattını aradım; “yanınızda genç biri yok mu, o yapar hemen” dedi. şimdi psikolojik desteğe de ihtiyacım var oçları''

berna diye bir hesaptan.

martin scorsese

kendisi, francis ford coppola ustamızla birlikte sinemada bir ekoldür. cappola'nın çok sayıda şahaser filmi olduğu gibi, berbat ve fiyasko yapımları da vardır. ama scorsese'nin öyle niteliyebileceğim bir yapımını hatırlamıyorum. bir de bunların brian de palma gibi taklitçi ardılları vardır.
bir de, quentin tarantino gibi bütün ustalardan müthiş öğrenmiş ve üzerine kendi özgün yaratıcılığını ekleyip ustalaşmış ve bugün ekol kabul edilen yönetmenler vardır.

sevan nişanyan

bir zamanlar şirince'ye gitmek için bir çok sebebim vardı. bunlar arasında sevan abinin muhteşem sohbetleri ve bir mimar olmamasına rağmen kent mimarisine kattığı muhteşemlikler de vardı.
kent mimarisine kattığı harikalıklardan dolayı on yıla yakın hapis cezası verdiler sevan abiye. mahkemeye gitmeye ikna edebilseydik ceza almayacaktı belki ama işte eşşek inadı vardır gitmedi.

çok iyi bir dil bilimcidir kendisi. güncel yazılarını anlayabilmek için, üslubuna hakim olmak gerekir. kaleminde çok ince ve güzel bir ironi vardır.

oruç

enis batur şiiridir;

bir tabak tarhana koydu
önüne, bir avuç maydanoz;
parmaklarını tuttu, bileğini,
kolunun içini öpüp bıraktı,
soğanı kırdı, böldü ekmeği ve
bekledi: zaman hızla içine
akıyordu.

"bu seferî gövde sana birikti"
dedi, duyulur duyulmaz
bir sesle.

kıyıya vuran için son sone

enis batur şiiridir;

beni sev denizkızı, beni gözle, tanı,
kurgula, kendine çevir ve aç, bir de
beni ıslat, düğümlerimden çöz, bırak
uzaklaşayım açıklara doğru, bana ulaş

ve dokun, bana dik dalgaların verebileceği
özgürlüğü ver, içine al, içinde tut ve sal,
el değmemiş bir kıyı bulursam, kimsenin
ayak basmadığı bir ada, döner seslenirim.

ben ve sen: bir ten karmaşası kuralım,
tuzundan kaskatı kesilsin dilim,
hızımdan tutuş ve alevlerin ucundan uç,

gece gökyüzünde bir anlığına ağalım,
sessizliğimizden tiz bir boşluk kalsın:
beni sev deniz kızı, beni bağla, bağışla.

kırkikindiler

enis batur şiiridir;

"bu sarı, tok tütünü senin için
ayırdım: senin için soydum
domatesin kabuğunu, senin için
dildim, tuzladım."

"senin için perdaha çektim içimdeki
hayvanı; gövdemi yaya, burguya
aldım senin için. bu koku, bu kor,
bu gemsiz istek senin açlığın için."

"toprak suya doydu bu yıl, ben sana
daha doyamadım," diye sürdürüyor
kadın, içinden. "yüzündeki gururlu
umutsuzlukla içimdeki doludizgin
kısrağa katıl."

beş gül

enis batur şiiridir;

sizin için tuttum beş gül getirdim sevgili,
durup dururken beş kırmızı gül getirdim, kan.
beş beyaz gül süt, beş sarı gül altın yaprak,
tuttum beş pembe gül getirdim sevgili, tan.

başka bir el koparmış onları, benim elim
bunca korkak: bir dikmeyi bilirim, bir de
dokunmayı: tepeden tırnağa teniniz yangın
beldem, sizin için beş siyah gül parmaklarım.

kömür. toprak, temas, sahi bir de ak kâğıt,
seçtiğim kelimelerin arasında nedense mağrur,
ilerlerim karda bıraktığım izler birer ağıt,
ayırdım dikenleri: sizin için bu beş arı gül.

gecenin şiiri

yüzler, beş

içinizdeki kötülükten utanmayın, ben
seviyorum yanaklarınıza yayılan ateşi,
seviyorum ben fena ve mahrem olanı
boynunuzdan yukarı kabaran. açığa
vurabilse, ah yırtabilseniz gömleğinizi
baştan aşağı: göğsünüz inip kalkarken
sayardım tek tek sapsarı kirpiklerinizi,
bir elim ateşin içinde kavruk, öteki
kulağınızın üzerinde: ayva tüyü, meme,
şelâle.

enis batur

antakya döneri

yıllar önce bir antakya'lı bir ustamızın maliyeti düşürme esasıyla yaptığı bir çalışmanın ürünüdür. bugün ülkemizin bütün her yerinde sosyete vatandaşlarımızın da bayılarak yediği lezzet nesnesidir.

bu döneri bulan ustamız, ekmeğin içine koyduğu tavuk miktarını azaltmak anlamında patates ve salatalık turşusu eklemiştir. ama konu biz antakya'lılar ve yemek olduğunda hiç bir şeyi baştan savma yapmayız. bizim fırınlarımızın ekmeği bam başkadır. bu ekmeğin içine halis antakya biber salçası, zeytin yağı ve kekik girdimi olur sana muhteşem antakya döneri.

kötüler hep kazanır

bir enis akın şiiri;

bir kadın gözlerini gizlemeye karar vermişse
korkunçtur, bütün gıcırtılarından yataklar durur.
ne zaman bir çim kokusu
konuşmaya karar vermişse belânın dilinden
katanalar arka ayakları üzerinde zıplar durur.
nerede gözlerini yere indirmişse bir kadın
ve siyah saçları yanlarına düşmüş
bir çim uğultusu
başlar titremeye derinden ve bu
bu susması sarssıllann koltukları tribünlerin
bu bir virüs tarafından ele geçmesi bir bedenin.
konuşmaya karar vermişse bir yağma
boşalmaların dininden
bu kadar olur.
bir vapuru iskeleye bağlayan ipler bir bir atarken
ve açık susunca nasıl korkunç bir sessizlik olur.
korkunçtur, hedefini bulamamış on bir adam
yenilgisini öpmeye eğilir en ağzından.
terli bacakların ucundan ters güllerdir krampon
eksik dişleriyle.


yenilmekle
ve bir kadının gözlerini bir köşede bırakmasıyla
başa çıkmayı beceremeyen bir dünyaya
ayakta durmaya karar vermişse
on bir adam
çağlar bütün kılıklarını atmış durur
ve sonuncusunu soyunmaya birazdan.
çok eski bir zamandan uzayan saçlar çözüldü.
fabrika düdüğü ötmeye hazırlanıyor.
siyah giysiler içinde bir adam saatine bakıyor.
en büyükler ve başka en büyükler
ve sevinmeye zaman bulamamış büyükler ve
ve en
sadece en ve kötüler
hakedecekse kötülüklerini ve ve
ve bir kadın gözlerini gizlemeye karar vermişse
en azından
ve kaşları kara
bir golden başka kaybedecek bir şeyi olmayan bu bu
bu adamların sevinmesi korkunçtur, bu bu
bu kadınların memeleri korkunçtur o zaman, o zaman, o
zaman korkunçtur, bir babanın sarssıla sarssıla ağladığı.


siyahlı adam elini havaya kaldırdı
hep susmaya ezberletilmiş bir hayat geriniyor
artık almıyor kavanozlar
bir yağmur, çatlakları doldurmaya
maç, başladı

günün şiiri

kaç, kurtul benden

beni mutfak sandalyesine bağlıyorsun
sesi tanrılardan çalıp sana getirmem için


dışardan martıların seslerini yakalıyorum
sadece sen, ben, bugün var.
sadece sen, ben, bugün vardı.


ben
yapacak daha iyi bir şeyim olmadığı için yaşlanıyorum
bugün, herkesin orospusu
ve sen, şiir sevmiyorsun


çıplak baldırımın üzerinde kırmızı kayış
mesela ben senin yalnızlığını sevecekmişim


şimdi kış
mezarların üzerinden soğuk rüzgârlar esiyor


gözlerin yaşlı bir tren gibi yavaşlarken
yakalıyorum seslerini: gıcırtılar, gıcırtılar


sabah erken, sen tanıdığım en güzel gülen sarhoşsun
ve şiir sevmiyorsun


altımızdaki sandalye giderek yabancı bir lisandan konuşuyor
şekspir bakılmak istiyor
kapıyı onun için aralık bırakıyoruz


yokluğunu büyütmeye hazırlanırken yıldızlar
ve işte bak düşüyoruz ne iyi ne iyi


yık gözlerini
kır kulaklarını
öteler dışarda kalsın


çünkü şiir sevmiyosun
bir babanın arkasında bir bıçak gibi kendine sakladığı kız


bıraksalar
götürürdüm seni ölünce piyanoların gittiği yere
ağzında sakız


ama bizi bulduklarında
terini bıçak kullanarak ayırmalılar terimden
bak


başka kimin var
ölene kadar akordeon çalacak


kılıcımı havaya kaldırıyorum
şimdi yırtıcı bir hayvan
gibi zıplayacak gitarın sesi gizlendiği yerden


yine de sen şiir sevmeyeceksin hiçbir zaman
aslında kimse sevişemiyor eminim


zaten sevişmeyecektik ki
yemin ederim sadece incitecektik
birbirimizi en ikinci yerlerimizden


ben senin yalnızlığını sevdim, sevdikçe azalttım
yağmuru dinliyorsun, yağmuru dinliyossun
ama şiir sevmiyorsun


aslında öbürleri de sevmiyor eminim
kaçtın, kurtulanlara katıldın sevilmekten


martılar
tren yavaşlar
altımızda sandalye camda yağmur


hepsi tek tek şarkıya katılıyor
sadece sen, ben, bugün vardı
sadece sen, ben, bugün vardık


sen
haklılığıma kavuşmak için başladığım bir sarhoştun


ben, seni görür görmez ayrıldım
bugün, hepimizin orospusu
şekspirin bakılmak istediğini herkes biliyordu


yarın hava bulutlu olacak dedin
sustum, yarın yoktu
ve sen şiir sevmiyordun

enis akın

atilla yeşilada

kendisini popüler bir youtuber olmadan önce de severek ve öğrenerek okurdum. finans konusunun her şeyine hakimdir. sokak ekonomisini çok iyi bilir. iyi de bir zekadır.

son videosunda seçimlere kadar doların 7 liraya çıkacağı konusunda uyardı. her kesi atilla hocaya kulak vermeye davet ediyorum.

breaking bad

dünyada edebiyattan, topluma, rasyonaliteden kaliteye kadar her şeye savaş açılmış bir çağda yükselmiş bir görsel sanat çığlığıdır. tv'de görsel sanat olur mu diye sorulabilir. breaking bad çekilmiş ve olmuştur. izlediğim bine yakın sinema filmi içinde senaryodan, oyunculuğa kadar bütün ayrıntıların kusursuz düşünüldüğü bir yapıma çok az rastlamışımdır.
umarım filmi yahut devamı çekilmez ve ağzımızda o muhteşem finalinin tadı hep kalır.

attila ilhan

büyük halk şairi ahmed arif, ''rüstemo'' şiirinde ''dosto'' sözcüğüyle, türkçede yazılmış bir şiirde ilk defa kürtçe bir kelimeyi kendisinin kullandığını iddia eder. ''dosto'' sevgili dostum anlamına gelir.
oysa türkçede 1948 yılında yazdığı ''hey'' şiirinde ilk kürtçe sözcüğü (lorke) attilla ilhan kullanmıştır.

masa da masaymış ha

edip cansever şiiridir;

adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
kimi seviyordu kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu.
masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu.

başım dönüyor ikimizden

güzel bir edip cansever şiiridir;

çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin
ön dişleriyle belli belirsiz
bir martı kalıyor gibidir hiç olmayandan
çünkü biz ikimiz de çirkin değiliz
evet mi hayır mı pek anlamadan.
ne biçim bir sestir şu bizim dalgınlığımız
bir tayın dişinde ince taflan
az yaşlı bir kadında göğüs uçlarının
yanarak sımsıcak bir kedinin ağzından
dönüp iç çekmesine gece kuşlarının.
sonra biz dağ başlarında apansız kurşunlanan
süresiz baş dönmesiyiz çok garip adamların.
  • /
  • 11

gecenin şiiri

ve hâlâ kaç milyonumuz kara çarşaflı
kaç milyonumuz kara cahil
asırlar önce at oynattığımız topraklardan
şimdi kaç asır geride olduğumuzun
kimse farkında değil
(bkz:ümit yaşar oğuzcan)

intihar notları

nilgün marmara'nınyayınlanan intihar mektubu
“13 ekim 1987
salı
sevgilim
her gün kötücül bir düşü kurmak ve onu taşımak artık kılgıyı gerektiriyor. sana böyle bir yük bırakmak istemezdim ama sen akıllı ve güçlüsün, çabuk unutursun.
bu durumdan kimse kimseyi ya da kendini suçlu, sorumlu saymasın, çünkü suç yok. yalnızca ırmağın akışına bir müdahele söz konusu!
her anın niye'sini sorgulayan bir varlığın saygısızlığını yok etmek için kararlaştırılmış bir eylem bu! çocukluğun kendini saf bir akışına bırakması ne güzeldi. yiten bu işte! bu tükenişle hiçbir yeni yaşama başlanamaz, bu nedenle tüm sevdiklerime elveda diyorum. ben'i bağışlayın! bunu en çok annemden, babamdan ve kağan senden diliyorum. dostlarımdan da!
nilgün marmara önal
seni hep sevdim kağan!
hoşçakalın!
p.s.1 cenaze töreni istemiyorum, mümkünse yakınız lütfen!
p.s.2 kuşlar ölünceye kadar iyi bakınız onlara
3 sahneden çekilirken yaşamıma karışmış herkesi selamlıyorum
4 kağan arzu ederse ileride, daktiloya çekilmiş şiirleri bastırabilirsin”
nilgün marmara /defterler /s.533

idecad

cad programı olup inşaat mühendisleri ve mimarlar için çizim ve hesap yapılabilen, bina projelerinin yapılabilmesini sağlayan bilgisayar destekli bir programdır.

ilber ortaylı

komünistleri sevmez. stalin'den nefret eder. herhalde bu nefretin sebebi, o dönem stalin'in kırım tatarlarını sürgüne göndermesi sebebiyle, anne babasının avrupa'ya kaçması ve kendisinin avusturya'da bir mülteci kampında doğmasından kaynaklı. nitekim stalin'e bir oturumda "cahil bir gürcü" demişliği vardır.

sevan nişanyan

sözlüğü çok değerlidir.

bir kız için salya sümük ağlayan erkek

en asil duyguların erkeğidir.

lady gaga

netflix belgeselini izledim, yansıttığı marjinal kişiliğinin altında inanılmaz duygusal biri var. o doğmadan intihar eden halası için yazdığı şarkı joanne de oldukça duygusal ve güzel bir şarkı.

walk walk fashion baby.

gecenin şiiri

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

karabiberim söylemek istiyorum. hem bağıra bağıra hem de dans ede ede. bunu kampüsün en orta yerinde yapmak istiyorum. kafayı sıyırttırdılar çünkü bana!

kemal kılıçdaroğlu

yetersiz olduğunu kabullenemeyen muhalefet lideri.

Toplam entry sayısı: 201

üç dil

sonu hayli güzel ve ironik bir şiiridir;

en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
ana avrat dümdüz gideceksin
en azından üç dil
çünkü sen ne tarih ne coğrafya
ne şu ne busun
oğlum mernus
sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.

bedri rahmi eyüboğlu

her şey bitti derken çıkagelen insan

söyleyin ona tabutumu gıdıklamasın.

sherlock

yaşayan en büyük conan doyle hayranlarından biriyimdir. (aristokrasiye gıcık olduğumdan ve conan abiyi halk çocuğu olarak gördüğümden isminin başına ''sir'' ünvanını kullanmadım)
bugüne kadar ustamızın kaleminin yakınına yaklaşacak kalitede bile bir görsel yapım çekilemedi.
steven moffat kardeşimiz britanya'nın en yetenekli kalemidir. hatta yazı konusunda deha bir beyindir bile diyebiliriz. ama aynı zamanda gözünü para hırsı bürümüş bir kapitalisttir kendisi. dahiyane senaryolarının ancak hollywoodvari yüksek paralı prodüksyonlarla çekilebileceğine inanır. bu anlamsız hırsından ötürü, doctor who'nun ruhunu öldürmüştür.

2009 yılında modern sherlock holmes çekeceğine dair bir mülakatına denk gelmiştim. o zaman üşenmedim bbc üzerinden mail adresine ulaşıp kendisine yazdım.

''bay moffat, sherlock holmes'in dehası ve ruhu o zamanlar ki krimanal teknoloji olmamasında ve sherlock'un beynini bir labratuar gibi kullanmasında saklıdır. günümüz kriminal teknolojisinde analitik zekayla vaka çözmek diye bir şey olmaz. lutfen sherlock'un ruhunu öldürmeyin.''

herifçi oğlu mailime cevap vermedi. hatta bu mailden sonra doktor who'yu da işkenceyle öldürdü.

eski sevgiliye söylemek istenilenler

sensizliğin üzerinden bir seneden fazla geçmesi ne kötü şey. ayrılıktan sonra bayram günü yaklaşmıştı. ben her şeyden korkuyordum. çok saçma bir şekilde sensiz nasıl bayram geçirebileceğim de bu korkulardan biriydi.
iki bayram geçti sensiz. sensiz bayram her lugata anlatım bozukluğu olarak geçmeli.

bir genel seçim bile geçti. seninle birlikte ne kadar çok seçimde, refarandumda oy kullanmaya gittik. hatırlar mısın başlardım seçimlerden üç ay önce bu sefer kesin akp den kurtuluyor olmamızın rasyonel çözümlemelerine. bu zalimler gittikten sonra kurtulacak ağaçların öykülerini anlatırdım sana. izmir marşıyla el ele giderdik sandığa. akşamı hayal kırıklıkları, zalimlerden kurtulamamış olmamızın derin hüznü.
biz ayrıldık ama katillerinin mahkemesinde tanıştığımız ali ismail korkmaz halâ bizim çocuğumuz.

kafama koymuştum sensiz geçen ilk sevgililer gününde intihar edecektim. sonrasında bekleyeyim belki doğum günüme kadar barışırız o zaman ederim diye avuttum kendimi. doğum günüm bahardaydı, güzel mevsimdir bahar. ölmeyi gözüm kesmedi.

yarın doğum günün. uzun zamandır hüzünlü şarkılar dinlemiyordum. bu sabah işe gelirken hasretin yandı gönlüm türküsünü açtım. seha yokuş'tan hem de yahu. en güzel anne ninilerine benziyen yüzün geldi aklıma. seninle ilk dans ettiğimiz şarkıyı açıp kendimi asacaktım yapmadım.

doğum günün kutlu olsun erciyes ülkesinin muzlu süt tenli prensesi.

martin scorsese

kendisi, francis ford coppola ustamızla birlikte sinemada bir ekoldür. cappola'nın çok sayıda şahaser filmi olduğu gibi, berbat ve fiyasko yapımları da vardır. ama scorsese'nin öyle niteliyebileceğim bir yapımını hatırlamıyorum. bir de bunların brian de palma gibi taklitçi ardılları vardır.
bir de, quentin tarantino gibi bütün ustalardan müthiş öğrenmiş ve üzerine kendi özgün yaratıcılığını ekleyip ustalaşmış ve bugün ekol kabul edilen yönetmenler vardır.

sözlük yazarlarının itirafları

göğüs çatalıyla memelerin birbirinden bağımsız iki güzel organ olduğunu düşünüyorum.

rakıyı sek içmek

büyük yazar aziz nesin derdi ki; ''türklerin dünyada iki tane icadı vardır, rakı ve ayran. onlar bile saf değildir sulandırırız.''

rakının suyla içilmesinin adet oluşu ittihat ve terak-i döneminde başlar. ingilizler viski'yi sodayla içince bizim özentilerde rakıyı suyla içmeye başlamıştır. herkesin damak tadı tabii ki farklılık gösterir ama gerçek manada rakının tadı buzla alınır.

biz antakya'da rakıyı genelde kendimiz incir meyvasıyla yaparız. içine hiç bir kimyasal alkol maddesi eklemeyiz. tamamen incirin kendi mayalanan alkolünün eşssiz zevkini yaşarız. zatem bizim rakımız su katsan da beyazlama özelliği olmayan bir türdür. yaptığımız rakıyı satmak gibi çakallığımız da yoktur. ama ülkemizin en büyük bira üreticisi kodamanın bizim kendi içmek için ürettiğimiz 3 gram rakımızdan vergi almak gibi çakalca istekleri olmuştur geçmişte

mescid değil laboratuvar istiyoruz

labratuvarların tüm insanlığa faydası vardır. her dinden insana ve dinsiz insanlara da faydası vardır. özetler labratuvarlar tüm toplum yararınadır. mescid'lerinse salt müslümanlara faydası vardır. bu sebepten ötürü müslüman arkadaşlarımız kendi aralarında bir dayanışmaya girerek istedikleri kadar cami, mescid yaptırsınlar. hatta şimdilerde moda olduğu üzere butik camiler de yaptırabilirler. ama her inançtan insanın vergisini toplayarak, toplumsal yararı olmayan yapılar inşaa edemezsin. bir kere bunu yapmaman gerektiğini, kul hakkı yemenin ne kadar haram olduğunu sıklıkla vurgulayarak kendi dinin sana söylemektedir.

sade kahve içenlerin sadist ve psikopat olması

bu iddiadaki bilim insanlarına, ''siz benim hakkımda ne düşünüyorsanız, allah size bin beterini versin'' dediğim haberdir. bırakın olum ona buna necazet atmayı, bilim yapın diyorum.

şaka bir yana, hiç bir bilim insanının böyle aptal bir genellemeyle bilim yapacağını sanmıyorum. ilgili haberde geçen makalenin orjinal çalışmasını ben de okumadım. ama gazetecilerin o kadar bilimsel veri arasından ancak istatistik diyebileceğimiz bir doneyi, bilmeyene bilim diye yutturmaya çalıştıklarından eminim.

şimdi kahveyi sade içiyorum diye ben psikopat mıymışım? söyleyin o bilim adamlarına şişletmesinler kendilerini bana. akşam akşam asabım bozuldu, töbee töbee.

hacettepe sözlüğün canlandırılması

üzerime düşeni yapmaya çalışacağım.

bir kız için salya sümük ağlayan erkek

bunu yapan erkek şüphesiz delikanlı çocuktur. ama bunu sevdiği kadının önünde yapmak kanaatimce zavallık emaresidir. tabii ki söylediğim bir nev-i kendime notlarımdır. hayatı boyunca özleyeceği kadının onu bir zavallı olarak hatırlaması her şeyden daha acı verici gelir bir süre sonra. olayların sıcaklığında her zaman dim dik durabilmek acıyı daha kolay atlatmakta yardımcı olur.

can baba der ki; "iyi bir erkek ilişkinin başında yahut ilişki sürerken belli olmaz. iyi bir erkek ayrılık sürecinde kendisini belli eder."
bence iyi bir adam, sevdiği kadını elinden geldiğince her şeyden koruyabilen erkektir en önemlisi de, kendi duygularından koruyabilmesidir sevdiğini.

zamanında tv'lerde "tuuullaay, ne olur geri dön seni çok seviyoom aşkım" diye böğüren fenomen bir dayı vardı. bu hisleri bir kez olsun kendi içinde yaşamamış erkek henüz pişmemiş bir erkektir. ama dostun düşmanın bunu bilmesine gerek yoktur.
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.
Güven Sözlük