sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

sabah çalıştığım hastaneye giriş yaptığımda, diyaliz ünitesinin bekleme salonundan bangır bangır bir kuran-ı kerim sesi geliyordu. kadının biri, dışarıya gayet güçlü bir ses veren telefonundan huşu içinde dinliyordu. normalde müdahale edip o sesi kapattırma yetkim var. ama malum çağ dolayısıyla, ağzımı açmamla linç edilme tehlikem yüksek olduğu için bu yanlış duruma müdahele edemedim.

ne kuranla, ne de dinle hiç bir sorunum yok. allah herkesin duasını ve ibadetini kabul etsin. ama hastanede bir din görevlisi görmenin hastaları ölüm konusunda daha çok umutsusluğa sürüklediği bilimsel bir gerçektir. aramızda çoğumuz sabah ezanından ürperir. şimdi sabahın köründe o insanın kalbini ezim ezim ezen bir duyguyla kuran-ı kerim sesi duyan durumu kritik bir hasta olduğunuzu düşünün. olan bir nebze umudunuz da kırılır gider, ve kendinizi psikolojik olarak yaşamda kalmaktan çok ölüme hazırlarsınız.

sevgili dindar arkadaşlar. dinî değerlerinizi yaşamın her alanında gözümüze sokuyorsunuz. resmen her alanda üzerimize dinî mastırbasyon yapıyorsunuz. bu ilerideki günlerde de, bugün de çok ihtiyaç duyduğumuz bir olgu olan sevgi bağımızı dinamitlemekten öte çürütüyor. dinamitlese iyidir, tekrar var ederiz o bağı. ama çürümüş bir bağ her şeyden daha kirlidir.
siz tatmin olurken yaptıklarınız, hayatın hemen şu anında, yaşama da düşman, insana da düşman.
bugün çalıştığım hastanenin onkoloji bölümünde hasta bir mahkum gördüm. çevresinde eli silahlı üç jandarma ve kalan bir sene civarı ömrü vardı. eşi de oraya gelmiş. eşinin o mahkum arkadaşa bakan gözlerini gördüm. o gözleri uzak geçmişten tanıyorum. bir insanı gerçekten seven iki gözdü onlar. sahibinden bağımsız ve gizli iki kelime konuşma fırsatım bile oldu o gözlerle. eşine aşkla bakan o gözlerde, kirlenmiş acıma nehrine batmış hiç bir karışıklık yoktu. feodalitenin getirdiği öğrenilmiş çaresizlik yahut modernitenin kadına yüklediği çaresizlik de yoktu. ben bu kadar berrak sevgiyle yüklü gözleri iki insanda gördüm. ilk gördüğümde çok geçmiş yıllarda bana bakıyorlardı.

allah aşkınıza çevrenizde eşini seven tek bir insan tanıyor musunuz? ben pek tanımıyorum. bugün bir tanesiyle tanışmanın sevinci ve umudunu anlatacak kelime bulamıyorum.
keşke bütün sosyloglarımız yıllarca bütün işi bıraksa da, eşlerin neden birbirinden bu kadar nefret ettiğini araştırsa.
sizlerden ricam, size bakan gözlere çok dikkatli bakın. umarım siz de, gözlerle konuşabilme sanatını edinebilirsiniz. ve sizi gerçekten seven gözleri idrak edebilirsiniz. yahut en azından neden sevmediğini sorgularsınız.
karabiberim söylemek istiyorum. hem bağıra bağıra hem de dans ede ede. bunu kampüsün en orta yerinde yapmak istiyorum. kafayı sıyırttırdılar çünkü bana!
sabah altıda telefonun alarmı çaldı. çok güzel bir rüya görüyordum. ve eminim tekrar uyumaya karar versem rüyaya kaldığım yerden devam edebilirdim. sabah altıda uyanmanın yaşamsal paradoksu üzerine düşünüp on dakika daha uyudum. tekrar alarm çaldı. ah bu kapitalizm. sadri baba bir filminde şöyle der "efkarlammak iyi bir nane olsaydı zenginler bu kadar efkârı sana bana bırakır mıydı hiç?"
bu alçak düzenin güzellikler görmemize düşlerimizde dahi tahamülü yok.

bir ara müdürümü arayıp "ben ruyama kaldığım yerden devam edeceğim, gecikebilirim" demeyi düşündüm. yapmadım.
Güven Sözlük