ankara

kendini sonradan sevdiren şehir.
evet başlarda soğuk, gri, resmi diyorsunuz ama git gitde kendine bağlayan, siz anlamadan kendini sevdiren şehir. öyle 1 gün kalıp da laf edenlerin anlayabileceği bi durum değil elbet. geri dönmemek üzere her şeyinizi bırakıp ayrılmak zorunda kalırsanız belki farkedersiniz.
bir ucundan diğer ucuna en yoğun saatlerde en fazla 1 buçuk saatte ulaşabileceğimiz büyük şehir. hacettepeye gidecek olan için +30 dakka
adanayı gördükten sonra gözümde hiçe yakın olan durumdaki şehrimiz
uzak diyarlardayken özlenen, içine girince boğan bir garip şehir. sanırım sadece bu özelliğiyle bile sevilebilir.
üniversite şehridir. evet kesinlikle ülkenin en başarılı en sağlam üniversitelerinden bir çoğunu barındırır. ancak sadece üniversite barındırmaktan fazlasıdır. bir hayat tarzı bir dünya görüşü kazandırmaya müsait bir şehirdir ankara. imkanları asla kısıtlı değildir.

varsın denizi olmasın
22 yıldır yaşayıp bir iyi yönünü bulamadığım şehir.
hayatımda bir ilk olarak tiyatro turnesinde yer buldum. şimdi fiyatı söylüyorum; iki öğrenci 200 lira.

yer buldum diye aşure mi dağıtsam, lokma mı döktürsem? yoksa 4 aylık kitap masrafımı bir oyuna vereceğim diye karalar mı bağlasam bilemedim.
yazmaya nerden başlasam bilemedim :( üniversite tercihlerinde ilk üç sıra ankara idi. aklımda hep burası vardı.kazandim tam altı yıl yaşadım. hayatımda hiç pişman olmadım ankara'da okumaktan. iş hayatımın 1.5 yılı istanbul'da geçti ben istanbul ve ankara'yı kıyaslayacak tek madde bulamıyorum. bence ankara; insanları, sosyal aktiviteleri ve okulları açısından istanbul'a nal toplatir. çok seviyorum ankara'yı benim için ikinci memleketim değil anayurdum. kardeş ben ısınamayan biriyim kar- ayaz benim korkulu rüyam . o kadar soğuk olmasa asla başka bir yerde yaşamak istemezdim. ah ankara ah
bu sene adam gibi kış olmadı. hastalığımızı bir türlü geçiremedik. herkes grip,herkes kırgın. buz gibi ayazda sevdik seni. ılıman iklime geçiş senin şanına yakışır mı ? lütfen tekrar o göt donduran soğuk ve uzun gecelerine dön. mart ayında bir sürpriz yap.
üniversite hayatimin ilk iki senesi "bu nasil sehir ya? deniz yok!" diye gömerken, son yillarimda insanlara kendimi "ankarali sayilirim ya" diye tanittiran mükemmel sehir.**
ankara, ahmed arif'in şiirlerine konu olan karanfil sokaktır. ankara, kızılaydan yürüyüp huzurla oturduğun tunalı hilmi parkıdır. dost kitabevinin önünde buluşmaktır ankara.
avm işgaline uğramıştır canım ankara. eski kent havası kalmamıştır. seğmenler parkına gitmek, piknik yapmak, kızılay'dan sihhiye'ye yürümek vb. yapılmıyor artık. cart avmde yemek yeniyor, başka bir curt avmde film izleniyor. yazık..!
okadar planlı bir şehir planı olmasına rağmen * trafik sorunu olan başkent.
yemek kültürü olmayan bir yer. poğaçaya 10tl vermenizi bile isteyebilirler şok geçirmeyin, burada insanlar başka yiyecek bir şey bulamıyor zira.
sinemaya gidilir. yemege cikilir. okula gidilir. yollarda cukurlara dusulup kufredilir. haftada 2 gece disari cikarsan ne biliym iki ayda falan gidecek baska mekan kalmaz. tunalida sevgilinle el ele gezme ihtimali vardir.
yıllardır yaşadığım şehir. üniversite için gelmiş olmama karşın artık ankaralıyım diyebileceğim kadar kaldığımı düşündüren, havası kirli, seller götüren kent.
seviyorum. memneketime uzak olmayan, insanları diğer büyük şehirlere göre daha anlayışı olan, karşıma her defasında bir şeyler çıkarmaktan bıkmayan şehir. cânım şehir.
büyük bir köy. doğal güzelliği olmayan bomboş bir şehir başkent olmasa şuan nüfusu türkiyede en az illerden birisiydi muhtemelen.
marşında da belirtildiği üzere (bkz:ankara marşı), yoktan var edilmiş ilk şehirdir. köy diyerek aşağıladığını zannedenler de bu ülkenin cumhuriyet'ten sonraki en büyük eseriyle dalga geçmektedirler.
en güzel yıllar, en güzel yaşlar tabii ki güzel bir aşkla dolu yaşanmış yıllardır. insana en güzel gelen kentler de, güzel bir aşkı sığdırdıkları kentlerdir. bu kentleri siz hür iradenizle seçmezsiniz. aşkta ayrılık vakti gelene kadar o kentin kıymetini bile bilmezsiniz. benim gibi duygu yüklü korkak bir insansanız o kent'ten arkanıza bakmadan kaçarsınız da ayrılık sonrasında. daha sonrasında aşkı ayrı, kenti ayrı özlersiniz. mutluluğu özlemezsiniz. ilk ayrılık günlerinde zaten tekrar barışıp mutlu olacağınızdan eminsinizdir. oysa gelir geçer kavgalarla, ayrılık ap ayrı bilimsel kavramlardır aşkta. bunu içten içe bilseniz de artık ayrılık protonu vurduğunuzda kellenize kabul etmek istmezsiniz. mutluluğu neden özleyesiniz ki, zaten yarın öbür gün barışacaksınızdır.
artık kabulleniş evresinde de, hala kenti ve aşkı özlüyorsunuzdur ama mutluluğu özlemiyorsunuzudur. aklınıza gelmiyordur ki mutluluk, aklınıza gelmeyen şeyi nasıl özleyeceksiniz?

aşkı, ve kent deyince aklıma ilk gelen yer olan ankara'yı çok özlüyorum. şükür ki artık mutluluğu da özleyecek bir evreye ulaşmış bulunuyorum. çok az kişi bilir, gazi paşa aynı zamanda çok iyi bir kent plancısıydı. cumhuriyet dönemi muhteşem ankara'sını kendisi planlamıştır. ortasına, yeni mahalle'den etimesgut'a uçssuz bucaksız bir orman miras bırakmıştır. o orman ki, ağaçlarını gazi paşa elleriyle kovayla kendisi sulamıştır. sonra o ağaçlar kesilip yerine tanesi 1000 avro'ya ağaçlar ithal edildi almanya'dan. bu marşta geçtiği gibi bize kötü günde doğru yolu gösterecek bir paşamız da yoktu. neyse, özlemden saçmalamıyım daha fazla. ruhi babanın da, kemal paşanın da ruhları şad olup gülsün.
  • /
  • 5
Güven Sözlük